Kim Ahir Zamanda Benim Bir Sünnetimi? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme
İstanbul’da, her gün karşılaştığımız yüzlerce farklı insan, birbirinden bağımsız hikayeler ve düşünceler taşıyor. Gözlerimiz, sokakta, toplu taşımada, işyerinde gördüğümüz küçük ayrıntılarda hayatın ne kadar çeşitli ve çok katmanlı olduğunu bize hatırlatıyor. Kim ahir zamanda benim bir sünnetimi? sorusu, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden bakıldığında aslında derin bir anlam taşıyor. Bu yazıda, bu soruyu farklı açılardan incelemeye çalışacağım.
Sünnetin Toplumsal Anlamı
Sünnet, sadece dini ya da kültürel bir ritüel değil; aynı zamanda toplumsal bir kimlik inşasıdır. Kim ahir zamanda benim bir sünnetimi? sorusu, çoğu zaman erkekliğin ve toplumsal cinsiyetin belirli normlara sıkıştırılmasına dair bir eleştiri olarak karşımıza çıkıyor. Sokakta yürürken, bazen kadınların, bazen de erkeklerin üzerine konuşulan toplumsal cinsiyet normlarına dair söylemler gözlemlenebilir. “Erkek gibi olmalısın” ya da “Kadın gibi düşünmelisin” gibi kalıplar, toplumsal bir güdüleme olarak bireyleri belirli sınırların içine itiyor. Bu kalıplar içinde, sünnetin toplumda sahip olduğu yerin farklı gruplar üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu görmek, toplumsal yapıları anlamamıza yardımcı olur.
Erkeklik ve Sünnet: Toplumsal Bir Zorlama
Erkeklik, geleneksel toplumsal normlar çerçevesinde genellikle güç, cesaret ve katılık ile özdeşleştirilir. Bu da sünnetin önemini arttırır; çünkü sünnet, genellikle erkekliğin bir işareti, olgunlaşma sürecinin bir parçası olarak kabul edilir. Ancak bu algı, her birey için farklı şekilde hissedilebilir. Geçtiğimiz hafta, ofiste birkaç arkadaşımın arasında sünnetin gerekliliği üzerine konuşmalarını dinledim. Bir tanesi, sünnetin bir zorunluluk gibi algılandığını, erkekliğin bir göstergesi olarak yapıldığını söyledi. Ancak bir başka arkadaşım, “Bunu sadece ailesi istiyor, ben hiç de emin değilim” diyerek, bu normların ne kadar bireysel tercihlerden uzaklaştığını ifade etti.
Toplumda sünnetin yaygın olarak erkeklik normlarıyla bağdaştırılması, aslında toplumsal baskıların bir yansımasıdır. Erkeklerin “gerçek erkek” olabilmesi için sünnet gibi bir uygulamayı geçmişlerinden gelen bir gelenek olarak yaşamak zorunda kalmaları, cinsiyet eşitsizliğini pekiştiren bir durumdur. Sokakta yürürken bir grup erkeğin arasında bu tür sohbetler duyduğumda, bu toplumsal zorlama ve baskının ne kadar görünür olduğunu fark ediyorum. Burada, toplumsal cinsiyetin bireylerin hayatını nasıl şekillendirdiğine dair çok önemli bir nokta var: Bireyler, çoğu zaman bu tür sosyal kurallara karşı direnç göstermektense, sadece uyum sağlamaya çalışıyorlar.
Çeşitlilik ve Farklılıklar: Sünnetin Diğer Yüzü
Bir başka açıdan bakıldığında, sünnetin anlamı ve toplumsal etkisi sadece erkekler için değil, aynı zamanda kadınlar ve diğer toplumsal gruplar için de farklılıklar gösteriyor. Örneğin, günümüzde, kadınların sünnetle ilgili düşünceleri veya tepkileri genellikle ikinci plana atılmaktadır. Toplumun büyük bir kısmı, sünnetin erkeklik kültürüne ait bir şey olduğunu kabul eder ve kadınların bu konuda bir sesi olamayacağını varsayar. Ancak, kadınların da bu konuda yaşadıkları baskılar göz ardı edilemez. Kadınlar, özellikle erkek egemen toplumlarda, bir erkeğin sünnet edilmesiyle ilgili düşüncelerini dile getirebilir, ancak bu düşünceler genellikle ya küçümsenir ya da baskı altında tutulur.
Toplumda yaşanan farklılıklar ve çeşitlilik, bireylerin sosyal hayatta nasıl yer aldıklarını belirler. Sünnetin yaygın olduğu bir kültürde, bu uygulamaya karşı çıkanlar, farklı cinsel kimlikler ve toplumsal cinsiyet kimlikleriyle olan bireyler için bir çeşit ayrımcılık oluşturabilir. Bir gün işyerimde, trans bir arkadaşımın sünnet konusuna dair düşüncelerini dinlemiştim. Sünnetin yalnızca biyolojik bir işlem olarak görülmesinin yanı sıra, toplumsal kimlik ve cinsiyetin bir yansıması olarak da ele alınması gerektiğini savunuyordu. Kendi cinsel kimliğine göre, sünnetin onur kırıcı bir deneyim olabileceğini belirterek, bunun bireylerin kendilerini nasıl tanımladıklarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Gerçekten de, sünnet sadece fiziksel bir süreç değil, aynı zamanda toplumsal bir kimlik ve kabul görme biçimidir.
Sosyal Adalet ve Sünnetin Geleceği
Bugün, sosyal adaletin ve cinsiyet eşitliğinin tartışıldığı bir dünyada, sünnetin toplumsal boyutları da yeniden ele alınmalı. Birçok grup, bu tür geleneksel uygulamaların bireylerin özgürlüğünü ve eşitliğini ihlal ettiğini savunuyor. İnsanların cinsiyet kimliklerini, cinsel tercihlerinin ve kişisel tercihlerini özgürce ifade edebildiği bir toplumda, sünnet gibi normların anlamı da değişiyor. Toplumda daha fazla farkındalık yaratılması, bireylerin kendi bedenleri üzerindeki haklarına sahip olmalarını destekleyen bir toplumun oluşmasını sağlayabilir.
Sonuç olarak, kim ahir zamanda benim bir sünnetimi? sorusu, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletin kesişiminde duruyor. Bu soru, toplumun bireylere dayattığı normların, toplumsal baskıların ve eşitsizliklerin bir yansımasıdır. Bu anlamda, sünnetin ve benzeri toplumsal uygulamaların tartışılması, sadece dini ya da kültürel bir mesele olmanın ötesine geçer ve bireylerin özgürlüklerini, kimliklerini ve toplumsal eşitliklerini sorgulayan bir soruya dönüşür.