İçeriğe geç

Son pişmanlık ne etmez ?

Son Pişmanlık Ne Etmez?

Bazen, hayatımda yaşadığım pişmanlıklar, günlerce içimi kemiriyor. Ne garip bir his bu. O kadar biriktiriyorum ki bazen, küçük bir anın içinde bütün bir hayatı sorgulamak zorunda kalıyorum. Kayseri’nin soğuk akşamlarında, kahvemi yudumlarken, son pişmanlığımı düşündüm. Yani, son pişmanlık ne etmez? Bu soruyu sormadan önce, bu pişmanlığın kendisini anlatmam lazım. Her şeyin başladığı yere, o anın içine, hissettiklerime dönmem gerekiyor.

O An: Bir Kapı ve Bir Karar

O günü asla unutmam. Bir yerel kafede, alışık olduğum masama oturmuştum. Hava soğuktu ama içimde bir sıcaklık vardı, kaybolmuş bir şeyin, belki de geçmişin sıcaklığıydı bu. O an her şeyin normal olduğunu düşünüyordum. Ama sonra, o beklediğim telefon geldi. O telefon, her şeyin ne kadar değişeceğini fark etmeden önceki son şansımdı.

Beni arayan, eski bir arkadaşım, Ozan’dı. “Selam, nasılsın?” diye başladığı o konuşmanın içinden çıkmak, pek kolay olmadı. Zaten yıllardır görmediğim, belki de görmemek için isteyerek uzaklaştığım biriydi. Ama onun sesi, birden geçmişi hatırlattı. O kadar tanıdık, o kadar yakın.

Ama bir yanda da kaygılarım vardı. Bir soruyu sormak istiyordum ama hem korkuyor hem de utanıyordum. “Gerçekten her şey yolunda mıydı?” diye soramamıştım yıllardır. Nedenini tam anlayamıyordum ama bir şekilde hep, yarım kalmış bir şeyler vardı. Duygularımı saklı tutmuş, o kadar yıllık arkadaşlığıma rağmen, konuşmalarımızın her zaman yüzeysel kalmasına izin vermiştim.

O gün telefonun diğer ucundaki Ozan bana şunu söyledi:

“Beni affetmeni istiyorum, çok büyük hata yaptım. Her şeyin farkındayım.”

Bir anda, dünyamın temelleri sarsıldı. Son pişmanlık ne etmez? Sadece bu soruyu geçirmiştim aklımdan. Beni arayan Ozan mıydı, yoksa sadece geçmişin hayaletleri mi?

Geçmişin Yükü

Bir zamanlar çok yakındık. Okul yıllarımız, o sıcak yaz akşamlarında, Kayseri’nin dar sokaklarında kaybolan günler… Her şey çok farklıydı. Aramızdaki dostluk, bazen kelimelere dökülmeyen ama her anlamda derinleşen bir bağdı. Ama sonra, bir gün, her şey bitti. Ya da belki, bir gün, her şey bittiği gibi görünmeye başladı.

O zamanlar, onun bir hata yaptığını kabul etmek, bana çok zordu. İçimdeki bir ses, “Buna değer mi?” diyordu. Ama öte yandan bir başka ses, “Ya kaybedersem?” diyordu. O an her şey kesildi, adeta bir buzdağının en büyük kısmı suyun altına gömülmüştü. Ne yaptığımdan emin olamıyordum.

Günler geçtikçe, geçmişin ağırlığı daha da büyüdü. Çünkü bir şeyi fark ettim: Son pişmanlık ne etmez? Gerçekten hiçbir şey. O anlarda, Ozan’ın yaptığı hataya verdiğim tepkiyi değiştiremiyorum. Ve bu his, içimi kemiriyordu. Kaygılarım, geleceğe dair korkularım, öfkem… Yavaşça beni bir girdaba çekiyordu. Ama Ozan’ı affetmek için de bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordum. O kadar belirsizdi her şey.

Bir Telefon, Bir Karar

O telefon, aslında bir nevi son şanstı. “Beni affetmeni istiyorum” demek, Ozan için de kolay değildi. Ama ben ne yapacaktım? Gerçekten affedebilir miydim? Onunla konuşmak, her şeye rağmen, içimde bir umut kıvılcımı yakıyordu. Ama bu umut, bana acı veren bir şeydi. Çünkü her şeyin sorumluluğunu kendime almak istemiyordum. Ne kadar haklıydım? Onu affetmek, kendi içimdeki bir boşluğu dolduracak mıydı?

Bir şekilde, telefonun diğer ucundaki ses bana ne yapmam gerektiğini söylüyordu. Konuşmalarımız, yıllardır eksik kaldığı gibi, hala yarım kalmıştı. Ama bence, bazen bazı şeylerin “yarım” kalması gerekirdi. Son pişmanlık ne etmez? İşte bu noktada, Ozan’ın söyledikleri her şeye anlam katıyordu: “Birçok şeyin farkına vardım, ama ne olursa olsun, sana zarar verdim. Bunu telafi etmek istiyorum.”

İçimdeki o eski duygulara rağmen, bir cevap vermek zorundaydım. Gerçekten affedebilir miydim? Her şeyin yolunda gitmesini isterdim, ama bazı şeyler yıllar geçtikçe daha da karmaşıklaşıyor. Ve o an, kendimi tam olarak ne hissettiğimi anlatamıyordum. Bir yanda affetmek istiyordum, diğer yanda ise “Bunu yapabilir miyim?” diye düşünüyordum.

Yeniden Başlamak Mümkün mü?

Bir sonraki gün, Ozan’ın bana yazdığı mesajı okudum. Bir şekilde, o eski arkadaşlık tekrar gündeme gelmişti. Ama artık ne zaman, ne de hangi şekilde başlayacağımı bilemiyordum. Yıllar sonra, iki eski dostun yeniden bir araya gelmesi için ne gerekiyordu? Affetmek, sadece içsel bir kararla mı olurdu, yoksa bir ömrün geçişinden sonra geçmişi terk edebilmek gerçekten mümkündü?

Son pişmanlık, zamanla affedilebilen bir şey olmalıydı, diye düşündüm. Çünkü yıllar sonra, pişmanlıklarınızla barıştığınızda, hayat çok daha kolay oluyordu.

Son pişmanlık ne etmez? Bunu sormak belki de en zor şeydi. Ama içimden bir ses, “Bunu yapmalısın” diyordu. Her şeyin geçmişte kaldığını kabul etmeliydim. Ozan’a vereceğim cevap, kendi içimdeki barışı sağlayacaktı. Çünkü affetmek, geçmişin yüklerinden kurtulmanın bir yoluydu.

Ve o an, “Evet, seni affediyorum” dedim. Bu, aslında sadece Ozan’ı affetmek değildi. Kendimi affetmekti. Geçmişteki hatalarımdan kurtulmak, her şeyin düzelmeye başlayacağına inanmakti. Affetmek, aslında bir özgürlük hissiydi. Bunu fark ettim.

Sonuç: Pişmanlık ve Affetmek

Son pişmanlık ne etmez? Gerçekten hiçbir şey. Ama affetmek, bazen bir yükten kurtulmak, bazen de geçmişi geride bırakmak demekti. Kayseri’nin o soğuk akşamında, belki de ilk defa içimdeki korkulardan arındım. Ne kadar zor olsa da, affetmek, en zor ama en önemli adımdı. Bu, geçmişin gücünden kurtulup, yeni bir başlangıç yapabilmenin yoluydu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
https://elexbett.net/betexper.xyz