Erkek Sevdiği Kadını Neden Terk Eder? Aşkın Etik, Bilgi Kuramsal ve Ontolojik Yüzü
Bir insan sevdiği kişiye son kez bakıp “Gitmeliyim” dediğinde gerçekten sevgisi bitmiş midir? Yoksa bazen insan, sevdiği kişiden değil; onunla birlikte olmak zorunda kaldığı kendisinden mi uzaklaşır?
Bu soru, yalnızca ilişkilerin psikolojisine değil, felsefenin en eski meselelerine açılır. Çünkü “Neden terk etti?” sorusu aynı anda etik bir sorudur: Bizi inciten bir ilişkiden ayrılmak ne zaman haklıdır? Bir bilgi kuramı sorusudur: Bir insan kendi duygularının doğruluğunu nasıl bilebilir? Ve ontolojik bir sorudur: İki insan birbirini sevdiğinde ortaya gerçekten “biz” denilen yeni bir varlık mı çıkar?
1. Etik: Sevmek Kalmak İçin Yeterli midir?
Sevgili okurlar, Erkek sevdiği kadını neden terk eder ile ilgili bilinmesi gerekenleri Ayhanaktar içeriğinde topladık.
Etik açısından terk etmek, yalnızca bir duygunun sona ermesi değildir. Bir başkasına karşı yükümlülüklerimizin sınırlarını sorgulamaktır.
Kantçı bakış açısından insan, hiçbir zaman yalnızca kendi amaçlarımızın aracı haline getirilemez. Dolayısıyla bir erkek sevdiği kadını, onu kendi mutluluğunun garantisi olarak gördüğü için yanında tutuyorsa burada sevginin kendisi tartışmalı hale gelir. Ayrılmak acı verici olsa bile, karşı tarafın özerkliğine saygı duymanın bir biçimi olabilir. Özerklik, kişinin kendi hayatını kendi gerekçeleri ve amaçları doğrultusunda yönlendirebilmesi anlamına gelir.
Plato
Fakat etik mesele tam burada zorlaşır.
Sevgi ile sorumluluk çatıştığında
Bir insan şunlardan birini yaşayabilir:
Sevmesine rağmen ilişkinin iki tarafı da tükettiğini düşünmek,
Gelecek beklentilerinin temelden uyuşmadığını fark etmek,
İlişkide kalmanın dürüst olmaktan çok alışkanlığa dönüşmesi,
Kendi özgürlüğü ile diğerinin beklentileri arasında sıkışmak.
Bu durumda “Seviyorsan kalırsın” sözü ahlaki bir ilke olmaktan çıkar, romantik bir dogmaya dönüşebilir.
Kierkegaard’ın sevgi düşüncesi ile Simone de Beauvoir’ın varoluşçu etiğini karşılaştıran çağdaş çalışmalar da sevginin yalnızca öznel bir duygu olmadığını; somut, özgür ve ayrı bir “öteki”ne dikkat etmeyi gerektirdiğini vurgular.
De Gruyter Brill
2. Epistemoloji: İnsan Sevdiğini ve Artık Sevmediğini Nasıl Bilir?
Belki de terk etmenin en acı tarafı, kararın doğruluğundan emin olamamaktır.
Bilgi kuramı, “Ne biliyorum?” sorusunu sorar. Aşk söz konusu olduğunda ise soru daha kırılgan hale gelir: “Onu artık sevmiyor olduğumu gerçekten biliyor muyum, yoksa yalnızca yoruldum mu?”
Günümüzde ilişkiler sosyal medya, algoritmalar, flört uygulamaları ve sürekli karşılaştırma kültürü tarafından da biçimlendiriliyor. Bir kişi, partnerinin “yeterince doğru insan” olmadığına kendi deneyimiyle mi karar veriyor, yoksa binlerce alternatifin görünür olduğu dijital dünyanın ölçütlerini kendi arzusu sanıyor mu?
Felsefi literatürde aşkın aynı zamanda epistemik bir işlev taşıdığı ileri sürülür: Sevilen kişi, insanın kendi karakterini görmesini sağlayan bir tür ayna olabilir.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
Yanlış bilgi, yanlış karar doğurabilir
Bir erkek “Artık onu sevmiyorum” dediğinde bunun altında başka bir önerme bulunabilir:
“Bu ilişkide artık kendimi tanımıyorum.”
İkisi aynı şey değildir.
Bazen terk edilen kişi değişmemiştir; onu gören kişinin bakışı değişmiştir. Bazen de tam tersi olur: Sevgi sürerken ilişkinin gerçekliği değişmiştir.
Çağdaş aşk felsefesindeki önemli tartışmalardan biri de budur: Aşk nedenlere dayanır mı, yoksa nedenlerden bağımsız bir yönelim midir? “Doğru insan olduğu için seviyorum” demek ile “Onu sevdiğim için onun bazı özelliklerini değerli buluyorum” demek aynı felsefi iddia değildir.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
3. Ontoloji: İlişki Bittiğinde “Biz” de Ölür mü?
Ontoloji, varlığın ne olduğunu sorar. İlk bakışta romantik bir ayrılıkla ilgisiz görünür; oysa aşkın en derin sorusu belki de budur.
İki insan ilişkiye başladığında yalnızca iki ayrı birey mi vardır, yoksa üçüncü bir gerçeklik, yani “biz” ortaya çıkar mı?
Robert Nozick’in aşkı açıklayan “birlik” yaklaşımında sevgililer, refahlarını ve bazı karar alanlarını ortaklaştırarak yeni bir “biz” oluşturabilir. Margaret Gilbert gibi düşünürler ise ortak niyetler ve kolektif özneler üzerinden bu tür bir “biz”in gerçekliğini daha ciddi biçimde ele alır. Buna karşılık başka yaklaşımlar, “biz”i bağımsız bir varlıktan ziyade iki kişinin koordinasyonu olarak görür.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
Terk etmek yalnızca bir kişiden ayrılmak değildir
Bu nedenle bir erkek sevdiği kadını terk ettiğinde bazen yalnızca bir insandan ayrılmaz.
Ortak gelecek tasarımından,
Birlikte oluşturulan kimlikten,
Paylaşılan alışkanlıklardan,
“Biz” olarak kurulan zamandan
ayrılır.
Belki de ayrılığın acısı biraz buradan gelir: İnsan yalnızca geçmişini değil, geçmişte mümkün görünen geleceğini de kaybeder.
Sartre’ın aşk anlayışı ise bu birlik fikrine daha kuşkucu yaklaşır; aşkın, özgürlüğün ve başkasının bakışının yarattığı gerilimle örüldüğünü savunur. Çağdaş yorumlarda Sartre’ın aşk anlayışının fazlasıyla çatışmacı olduğu ve daha güçlü bir karşılıklılık anlayışına ihtiyaç duyduğu da tartışılmıştır.
OUP Academic
+1
Sonuç: Terk Etmek Sevgisizliğin Kanıtı mıdır?
Belki değildir.
Bir erkek sevdiği kadını terk edebilir; çünkü sevgisi bitmiştir. Ama başka bir ihtimal daha vardır: Sevgisi sürerken ilişkinin mümkün olduğuna dair inancı bitmiştir.
Bu ayrım önemlidir.
Çünkü aşkı yalnızca duygu olarak görürsek terk edeni sevgisiz, kalanı sadık ilan etmek kolaydır. Fakat etiği, epistemolojiyi ve ontolojiyi işin içine kattığımızda tablo karmaşıklaşır. İnsan bazen sevdiği halde gitmek zorunda kalabilir; bazen de gitmek istediği halde kalmanın sorumluluğunu taşıyabilir.
Belki asıl soru “Neden terk etti?” değildir.
Asıl soru şudur: Birini gerçekten seviyorsak, onun yanında kalmak mı sevginin kanıtıdır; yoksa bazen onun ve kendi özgürlüğümüz için gitmeyi göze almak da sevginin bir biçimi olabilir mi?
Ve daha zor olanı: Bir insan sevdiği kişiyi kaybettiğinde gerçekten onu mu kaybeder, yoksa onunla birlikte kendisinin bir ihtimalini mi?